Skip to main content

Siber Bilgi M.

Yazar: delidumrul
03-19-2015, Saat:04:17 PM
Yorum Yok
Tıpkı Osmanlı tarihçilerinin Selçukluları ve Beylikleri görmezden gelip tarihi Osman Gazi ekseninde başlattıkları gibi, cumhuriyet dönemi resmi tarihçileri de tarihi Atatürk ile başlatma eğilimindedirler.

Öyle ki 19 Şubat 1915 tarihinde başlayıp 8 Ocak 1916’da biten Çanakkale zaferini, yüzlerce subaydan biri olan Yarbay Mustafa Kemal ekseninde anlatırlar.

yüzyılın en büyük savaşlarından ilki olan Çanakkale savaşlarında Osmanlı’nın 2 zaferi vardır: Birincisi 19 Şubat 1915’te başlayıp 18 Mart’ta elde edilen Deniz Zaferidir.
Deniz zaferinde Kaymakam (Yarbay) Mustafa Kemal hiç yoktur.

İkincisi de 25 Nisan 1915’te başlayıp 8 Ocak 1916’da biten Çanakkale Kara Savaşları’dır.

8 ay süren kara savaşlarında ise Yarbay Mustafa Kemal Ağustos ayına kadar üç ay süreyle vardır. Savaş ondan sonra 5 ay daha devam etmiştir.

Bunları Mustafa Kemal’i görmezden gelmek için yazmıyorum, diğer kahramanları hatırlatmak için yazıyorum.

***

Benim bugün temas etmek istediğim asıl konu ne deniz ne de kara savaşlarının kahramanlarıdır.

Asıl yazmak istediğim bir bütün olarak Çanakkale Zaferi’nin (Eğer zaferse, zafer olmadığını Çanakkale’nin geçilmesinin daha faydalı olacağını söyleyenler de var!) gerçek kahramanına işaret etmektir.

Çanakkale Zaferi’nin gerçek kahramanı devrik sultan 2. Abdulhamid Han’dır.

Evet yanlış duymadınız, dönemin padişahı Mehmed Reşad değil, Beylerbeyi’nde mecburi ikamete tabi tutulan devrik sultan 2. Abdulhamid Han’dır.

Çünkü dönemin iktidar partisi İttihad ve Terakki  bırakın Çanakkale’de savunmayı İstanbul’dan bile çekilmeyi kararlaştırmıştı!

***

19 Şubat 1915 tarihinde düşman donanması Çanakkale Boğazı’na hücum etmeye başlamış, boğazın girişini ele geçirmişlerdi. Donanma Komutanı Amiral Carden İngiltere’ye bir telgraf çekerek, “14 gün sonra İstanbul’da olacağız” diye yazmıştı.

İttihatçılar artık savunmamızın dayanamayacağına inanmışlar başkent İstanbul’un boşaltılarak Eskişehir ve Konya’ya nakledilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasına karar vermişlerdi. Eskişehir ve Konya’da padişahın meclisin ve bakanların yerleşeceği binalar ayarlanmış tefrişi yapılmıştı. Hangi vasıtalarla intikal edileceği planlanmış ve cepheden her 10 dakikada durum raporu istenmiştir.

Anadolu’ya geçme planları yapılmıştı ama bir sorun vardı. İttihatçıların tahttan indirdikleri sabık sultan II. Abdulhamid Beylerbeyi sarayında zorunlu ikamete tabiydi ve onu da götürmek gerekiyordu. İstanbul’da bırakılırsa işgal güçleri onu padişaha karşı kullanabilirdi. Fakat 33 sene memleketi idare etmiş dirayetli Sultana bunu kim anlatacak ve kim ikna edecekti.

***

Tartışmalardan sonra Dahiliye Nazırı Talat Paşa’nın başkanlığında bir heyet durumu Beylerbeyine giderek anlatma kararı verdi. Gittiler, Paşa durumun nezaketini anlattı. Sabık Sultan paşanın sözü bitince konuşmaya başladı.

“Şevketli biraderimin hak-i paki şahanelerine arz-ı ubudiyet ederim. Endişeleri gayri varittir. Eğer dokunulmamış ise Çanakkale’yi ben zamanında fevkalade tahkim etmiştim. Oradan hiçbir donanmanın geçmesi kabil değildir. Amma farzı muhal olarak öyle bir felaket başa geldiği takdirde Hakan’ın yapacağı şey tacını tebaasını terk ile kaçma zilletini işlemek değil, eyvanı payitahtının taşları altında canını feda etmektir. Hazreti Fatih bu beldeyi küffar elinden fethettiği zaman Bizans imparatoru Kostantin kaçmayıp harp ede ede yıkılan kalelerinin altında can vermek kahramanlığını göstermiştir. Biz Fatih’in soyu, Kostantin’den geri kalmayız. Zat-ı şahaneye böylece arz edin müsterih olsunlar ve ezeli iradeye boyun eğsinler. Şuradan şuraya kımıldamasınlar. Düşman buraya giremez. Bana gelince ben artık bir yere gitmem. Yegane arzum burada ölmektir. Biraderimden ve hükümet-i seniyyeden bu arzuma yardımcı olmalarını dilerim” der herhangi bir cevaba mahal bırakmadan kalkıp odadan çıkarak görüşmeyi bitirir.

33 yıl Osmanlı mülkünü idare etmiş bu tedbirli padişahın kararlı ve isabetli tavrı Çanakkale Boğazı’nın geçileceği ihtimaline kanaat getiren maceracı İttihat ve Terakki iktidarını bu riskli karardan vazgeçirmiştir.

Çanakkale’de direniş ondan sonra başlamıştır.

Büyük adam sarayda da büyüktür sürgünde de.

Mekanları cennet olsun.
[Resim: XVAfiRB.jpg]
Resul Tosun/star.17 Mart 2015
Yazar: delidumrul
03-19-2015, Saat:04:04 PM
Yorum Yok
ÇANAKKALE SAVAŞINDA BİR GARİP OLAY
**ANZAKLARI YUTAN BULUT **
--------------------------------------
Dünya tarihinin açıklanamaz olaylar olarak geçmiş tarihin en önemli gizemlerindne bir tanesi ÇANAKKALE savaşında yaşanmıştı ...VE birçok yerli yabancı gözlemciler tarafından not edilmişti .
22 kişilik bir Yeni Zelanda sahra birliğinin gözleri önün de , Norfolk Alayının 4 . Taburuna bağlı çok sayıda asker , karşılarındaki tepeye doğru yürümeye başladılar.
Tepenin üstü ekmek somunu biçiminde beyaz ve parlak bir bulutla kaplıydı.
İNGİLİZ KRALLIK NORFOLK ALAYI askerleri , yavaş yavaş tepeye yaklaştılar ve bulutun için de kayboldular.
Son askerde bulutun içine girdikten sonra , beyaz parlak bulut yavaşça havalandı ve rüzgarın yönünde hareket ederek uzaklaştı.
---------------------------------------------------------
Sir İan Hamilton , İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener'e yolladığı telgrafta , olayı şöyle anlatıyor:
" Savaş sırasında, 163 . Tümen her bakımdan üstün olduğu bir anda çok tuhaf bir şey oldu. Türklerin zayıflamakta olan güçlerine karşı , Albay Sir H. Beauchamp , yürekli ve kendine güvenen bir subay olarak büyük bir çabayla hızla ilerledi ve savaşın en güzel bölümü böyle başladı.
Savaş daha kızışmış ve ortalık iyice karışmıştı.O sırada askerlerin çoğu yaralı ve susuzluktan perişan durumdaydılar. Bunlar kararğaha ancak gece geri dönebildiler.
Ama Albay ,16 Subayı ve 250 askeriyle önüne düşmanı katmış , hızla ilerlemeyi sürdürmekteydi...
Daha sonra bunlardan hiçbir haber alınamadı.
Ormanlık bölgeye saldırdıktan sonra gözden kayboldular ve sesleri de duyulmaz oldu.
İçlerinden hiç biri geri dönmedi.267 kişi hiçbir iz bırakmadan kaybolup gitmişti.... "
---------------------------------------
Üç Yeni Zelandalı eski asker 50 yıl sonra aşağıdaki açıklamayı yaptılar. ( Bu arada Çanakkale Savaşında İngiliz ordusunun kaybı 34.000 askerdi. Günümüzde bunların sadece 27.000 askerin mezarı bulunmaktadır . Yani kaybolan İngiliz asker sayısı 7.000 dir. Ama nedense 70 yıldır kayıpların hepsi değilde sadece buluta girip yok olan 267'si özellikle aranıp durmuştur.)
GÖRGÜ TANIKLARI OLAN 3 YENİ ZELANDALI ASKERLERİN AÇIKLAMASI
--------------------------------------------------------------
"12 Ağustos 1915.
Aşağıda anlatılanlar , bu tarihte gerçekleşmiş garip olayın bir dökümüdür. Bu olay , savaşın en şiddetli ve son anlarında , gün ışığında , Anzak Suvla Koyu 60. tepede gerçekleşti Gün ağarırken gök berraktı.
Görünürde 6 ya da 8 tane , hepsi birbirinin eşi olan ,ekmek somunu biçimindeki bulut , 60.tepenin üstünde yayılmış duruyordu.
O sırada saat de 6 ya da 8 kilometrelik bir hızla güneyden meltem esmesine karşın , bu bulutların biçimleri de yerleri de değişmiyordu. Meltemin etkisiyle kayıp gitmediler.
Bulunduğumuz yere göre 60 derecelik bir yükseklikte asılı duruyorlardı; yani tepenin 150 metre üstündeydiler. Bulut kümesinin tam altına gelen yerde , toprağın üstünde duran aynı boyut ve biçimde duran bir bulut daha vardı.
Yaklaşık 250 metre uzunluğun da 65 metre yüksekliğinde ve 60 metre genişliğindeydi. Bu bulut oldukça yoğundu, yapısı katı maddeymiş gibiydi ve İngilizlerin bulunduğu savaş yerine 900 - 1100 metre uzaklıktaydı
Bütün bunları Yeni Zelanda Kıtasının 1.Sahra birliğine bağlı 3. Bölük deki 22 asker gördü. Aralarında bizde vardık.
İçinde bulunduğumuz siperden güney batı doğrultusun da 1350 metre öteye yere inmiş olan bulut duruyordu. Bulunduğumuz yer 60. tepeye göre 90 metre daha yukarıda olduğundan ,üst den görebiliyorduk. Bulut daha sonra Kayacık Dere denilen kuru bir derenin yatağına doğru ilerlediğinde , onun daha önce durduğu zemini bütünüyle görebildik.
Bu bulutta , öbürleri gibi açık gri renkteydi. Daha sonra 4 . Norfolk Alayı'ndan askerlerin bu kuru dere yatağından harekete geçerek 60 . tepeye doğru uygun adım yürüyüşe geçtiğini fark ettik.
Buluta vardıklarında , hiç çekinmeden dost doğru içine girdiler. Ama yeniden içinden çıkıp , 60. tepede savaşa katılan hiç kimse olmadı..Bir saat sonra , askerlerinin sonuncusu da görünmez olunca , bulut sanki yükünü almışçasına yerden yükseldi.
Herhangi bir bulut gibi , yukarıda duran öbür bulutlara ulaşıncaya kadar yavaş yavaş havalandı. Bulutlara yeniden baktığımızda , tıpkı kabuğun içindeki bezelyeler gibi görünüyorlardı
O ana kadar yukarıdaki bulutlar yerlerinde duruyorlardı. Yerdeki bulut yükselip aynı hizaya gelir gelmez , ansızın kuzeye doğru uzaklaşmaya başladılar. Trakya yönüne doğru gittiler. Üç çeyrek saat içinde de gözden kayboldular.
Savaş sonunda bu askerler kayıp yada yok edilmiş sayıldı. 1918 yılında Türkiye işgal edildiğinde , İngiltere'nin Türkiye'den ilk isteği de , askerlerinin geri verilmesi oldu. Türkiye'de, bu askerlerin ne tutsak alındığını , ne de bunlarla karşılaşılmış olduğunu söyledi. Varlığını bile bilmiyorlardı.. Anzak çıkarmasının 50. yılında , geçte olsa ,aşağıda imzası olan bizler , anlattığımız bu olayın kelimesi kelimesine doğru olduğunu beyan ederiz."
İMZALARI BULUNAN GÖRGÜ TANIKLARI:
İstihkam eri 4/165 künyeli F. REİCHARDT , Malata , Bay Of Plenty.
İstihkam eri 13/416 künyeli R.NEVNES, 157 King Street , Cambridge.
J.L.NEWMAN , 75 FREYBERG STREET, OCTUMOCTAİ , TAURANGA
( Reichardt ve arkadaşlarının verdikleri ifadede birde ek bölüm var. Çanakkale Savaşıyla ilgili resmi bir tarihçeden alınmış. Bu tarihçede 4 . Norfolk Alayından askerlerin kayboluşuyla ilgili şunlar yazılı:
" Mevsimsiz ortaya çıkan bir sis tarafından bu askerlerin tümü yutuldu. Bu sis güneş ışınlarını çok güçlü bir şekilde yansıtıyordu.
Topçulara hedef gösteren askerlerin gözleri kamaştı. Hedef bilgisi gelmediği için, top ateşi bir süre kesildi. Sisin yuttuğu askerleri daha sonra ne gören , nede duyan oldu. "
[Resim: w6CPndC.png]
Yazar: delidumrul
03-19-2015, Saat:04:01 PM
Yorum Yok
"Babamım dostlarındandı. Dimdik yürüdü. Hani Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmemiş tipler vardır ya, öyle biriydi. Ben çok küçüktüm, evimize misafir gelirdi. "Oğul" diye seslenirdi hep. Bağdaş kurmaz, diz çöker öyle otururdu. Gaz lambası ışığında daha bir heybetli görünürdü gözüme. Hep bitip tükenmek bilmeyen harp hatıraları anlatırdı. Çanakkale, Gazze, Kafkas cephelerini dolaşmış; Sakarya, Dumlupınar'da savaşmış. Ancak İzmir'in kurtuluşundan sonra köyüne dönebilmişti. Anlattıklarında hep acı, kan, cefa vardı. Kolay mı kazanılmıştı bu vatan? Ölüm neydi ki? Şerbet içmek kadar kolaydı. "Biz kendi cenaze namazımızı kendimiz kıldık Çanakkale'de !" derdi sık sık. Olur muydu??

Kirte muharebeleri sırasında bölükler arka siperlerde hücum sıralarını beklemektedirler. Ön siperlerdekiler ileri fırlamış boğuşuyorlar. Yüzbaşı hucum için emir bekliyor. Bütün asker süngü takmış siperden fırlamak için hazır. Sinirler gergin... Bütün dudaklar kıpır kıpır dualar okuyor, kelime-i şehadet getiriyor. Süre uzuyor. Yüzbaşı erlere sesleniyor...
"Yavrularım... Aslanlarım... Biraz sonra Cenab-ı Rabb'ül Alem'in huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim...Haydi ! Tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizi sürüp, hep beraber teyemmüm edelim..."
Teyemmüm edilir... Bekleme devam etmektedir. Biraz sonra Yüzbaşı;
" Çocuklarım... Sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz... Önümüzde biraz daha zaman var. İleride arkadaşlarımız şehit oluyor. Hem onlar için, hem de vakit varken, kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım..."

" Kabe Karşımızda... "

Arkadan Of'lu Ali çavuş bağırır. " ER KİŞİ NİYETİNE... "
O gün yapılan hücumda, kendi cenaze namazını kılan pek az kişi sağ kalabilmişti.

Onlar Allah'a verdiği sözü tuttular..
[Resim: nYK3HkR.jpg]
Yazar: merve
03-19-2015, Saat:03:23 PM
Yorum Yok
Çanakkale harbi nasıl bir îman gücüyle kazanıldı? Bu soruya cevap niteliğinde Çanakkale muhârebelerinde kumandanlık yapmış ve yaralanmış olan emekli bir subay, hâtırâtında şöyle anlatıyor:

Çanakkale Harbi’nin devam ettiği günlerden birindeyiz. O gün akşama kadar devam eden savaş, bu nisbetsiz üstünlüğe karşı yine zaferimiz ile netîcelenmek üzereydi. Gözetleme yerinde muhârebenin son safhasını heyecanla takip ediyordum. Mehmetçiklerin “Allah Allah…” nidâları ufku titretiyor, korkunç bir medeniyetin bütün heybetini temsil eden top seslerini bile bu müthiş haykırışlar bastırıyor gibiydi.

Bir aralık, yanımda bir ayak sesi duyar gibi oldum. Geriye dönünce Ali Çavuş ile karşılaştım. Sapsarı olmuş yüzünde müthiş bir ıztırap okunuyordu. Daha neyin var demeye kalmadan, o her şeyi anlatmaya yetecek olan kolunu bana gösterdi. Dehşetle ürpermiştim. Sol kolu bileğinin dört parmak kadar yukarısından aldığı bir isâbetle hemen hemen tamamen kopacak hâle gelmişti ve elini yere düşmekten ancak zayıf bir deri parçası alıkoymakta idi. Ali Çavuş dişlerini sıkarak ıztırâbını yenmeye çalışıyordu. Sağ elindeki çakıyı bana uzattı:

“–Şunu kesiver kumandanım!” dedi.

Bu üç kelimelik cümle, öyle müthiş bir istek, öyle bir mecbûriyet ifâde ediyordu ki, gayr-i ihtiyârî çakıyı aldım ve derinin ucunda sallanan eli koldan ayırdım. Bu tüyler ürpertici vazifeyi yaparken de:

“–Üzülme Ali Çavuş, Allah vucûduna sağlık versin!” diye moral vermeye çalışıyordum.

Çok geçmeden Ali Çavuş, yalnız elini değil, vatan uğruna fânî vucûdunu da fedâ etti. Gözlerini hayata yumarken de:

“–Vatan sağ olsun! Allah îmandan ayırmasın!.. Canım vatana fedâ olsun!..”cümlelerini tekrarlayarak son nefesini vermiş, etrafı küçük bir kan gölü hâline gelmişti.

***

Çanakkale harbi nasıl bir îman gücüyle kazanıldı? Bu hususta, bizzat harbe iştirâk etmiş bulunan kahraman yiğitler, zaferin taktiğini şu şekilde anlatıyorlardı:

“Gönüllerimiz Allâh’a niyaz hâlindeydi. O’nun yardım ve istiânesine sığınmıştık. Kumandanlarımız da sürekli olarak bize «Salât-ı Nâriyye»yi okutturuyorlardı… Böylece ilâhî yardıma nâil olduk…”
[Resim: ys4ib95.jpg]

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Âbide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Erkam Yayınları.
Yazar: merve
03-19-2015, Saat:03:20 PM
Yorum Yok
Çanakkale Savaşı sırasında Yahudi bir tüccardan kamyon lastiği almak için zabit adayı Mehmet Muzaffer tarafından verilen sahte "yüzlük kaime", Kriminal Polis Laboratuvarı Daire Başkanlığındaki özel kasada özenle muhafaza ediliyor.

Türk milletinin kaderinin yeniden yazıldığı Çanakkale Savaşları, birçok kahramanlık hikayesi barındırıyor. 100 yıl sonra Çanakkale Zaferi'ne ait mektuplar, anılar... Savaşın hangi şartlarla kazanıldığını, Mehmetçiğin kahramanlıklarını anlatan belgeler... Bunlardan biri de Asteğmen Mehmet Muzaffer'in kamyon lastiği almak için Yahudi tüccara verdiği sahte para.

Mehmet Muzaffer'in çini mürekkep ve boya ile bir gecede hazırladığı yüzlük kaime, bugün Kriminal Polis Laboratuvarı Daire Başkanlığındaki özel kasada özenle muhafaza ediliyor.

Asteğmen Mehmet Muzaffer, diğer cephelere asker ve malzeme sevkinde kullanılan araçların lastik ihtiyacı temin için karargah tarafından İstanbul'a gönderilir.

Komutanlarının emri üzerine lastik almak üzere İstanbul'a gelen Mehmet Muzaffer, aradığı lastikleri Karaköy'de Yahudi bir tüccarda bulur. O yıllarda İstanbul'da otomobil ve kamyon nadir rastlanan vasıtalardır ve lastikleri ise yok denecek kadar azdır. Yahudi tüccarla anlaşan Muzaffer, lastikler için ödenecek parayı almak üzere Erkan-ı Harbiye'ye gider.

Bedeli Çanakkale'de...

Yazıyı okuyan Yarbay, "Ne alınacak ?" diye sorar. "Oto ve kamyon lastiği" deyince kızar: "Bak oğlum! Ben askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak para bulamıyorum, sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun. Hadi yürü git insanı günaha sokma. Para mara yok!"

Mehmet Muzaffer, Erkan—ı Harbiye'den çıkar. Beyazıt Meydanı'nda yürürken aklına bir çözüm gelir. Doğru Yahudi tüccarın yanına gider. Paranın sabaha hazır olacağını, gemiye yetiştirmek için lastikleri erkenden alacağını söyler.

1. Dünya Savaşı'nın başlarından itibaren çıkarılan ve karşılıklarının harpten sonra altın olarak ödeneceği yazılan "evrakı nakdiye"nin basımında kullanılan kağıdın aynısını Karaköy'de tedarik eden Mehmet Muzaffer, bütün gece çini mürekkebi ve boya ile 100 kaime taklit eder.

Kahraman asker, "Bedeli Dersaadet'te altın olarak tesviye olunacaktır" ibaresi yerine ise "Bedeli Çanakkale'de altın olarak tesviye olunacaktır" yazar. Mehmet Muzaffer, "yüzlük kaime"yi tüccara verir ve lastikler, Sirkeci'den Çanakkale'ye gidecek gemiye yüklenir. Birkaç gün sonra Yahudi tüccar elindeki parayı bozdurmak üzere Osmanlı Bankasına gider, paranın sahte olduğunu burada öğrenir.

Üstelik o dönemdeki en büyük kağıt para ellilik kaimedir. Mehmet Muzaffer, bir gecede iki sahte para yapamayacağı için 50 kaimeye benzeterek yüzlük kaime yapar.

Polis okuluna verildi

Yahudi tüccar olayı büyütmek istemez ama hikaye tüm İstanbul'a yayılır. Şehzade Abdülhalim Efendi, karşılığını vererek tüccardan parayı alır, zarif sedef kakmalı, içi kadife bir mücevher çekmecesine yerleştir ve İstanbul Polis Okulu'ndaki Emniyet Müzesine hediye eder.

1970'e kadar burada sergilenen "evrakı nakdiye" halen Ankara Gölbaşı'ndaki Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü bünyesindeki Belge İnceleme Laboratuvarında koruma altında tutuluyor.

Kriminal polisi, özel bir odada çelik kasada tutulan bu paraya gözü gibi bakıyor. Mehmet Muzaffer teğmen rütbesiyle Gazze'de şehit düşer. Kahraman mehmetçik, geriye, savaşın yokluk içinde hangi şartlarda kazanıldığını gösteren ibretlik bir hatıra bırakır.
[Resim: OkeoZ4f.jpg]
Yazar: merve
03-19-2015, Saat:12:37 PM
Forum: TESBİTLER
Yorum Yok
Dünya üzerinde kendisinin en yakışıklı, en güçlü olduğunu düşünen, onun gibi birisini bulmak için çabalayan, kendisini pencerelerde bekleyen ve kapıdan girdiğinde koşarak boynuna atılan birinin olduğunu bilmek... Baba olmak başlı başına apayrı bir hissiyatken bir de bunu kız evlat ile taçlandırmak. İşte kız babası olanların bildiği veya ileride bilecekleri 19 şey:
1. Haddinden fazla kıskanç olmak
2. İki aşk arasında kalmak
3. Naz çekmeye alışmak
4. Gerçekten baba olduğunun farkına varmak
5. Kendisini koşulsuz sevecek birinin varlığını bilmek
6. Bir türlü büyüyemeyen bir evlada sahip olmak
7. ”Kız babası olmak kolay mı lafı”nın birçok şeyi açıklaması
8. Evladının bir ömür boyu kendinden izler taşıyacağını bilmek
9. Kocaman parmaklarla küçücük fincanların kulpundan tutmak
10. Pembe ve tonlarını sevmek
11. Saç taramayı, toplamayı öğrenmek
12. Barbie, Bratz, Winx, Çilek Kız, vb. şeylerin çok şey ifade etmesi
13. Kızını evlendirirken tarifsiz bir acı yaşamak
14. Dünya üzerinde en az bir kişi için dünyanın en yakışıklı erkeği olmak
15. 20 yıl sonrası için bugünden planlar kurmak
16. Birinin kralı olmak
17. Katı kurallara sahip olmak
18. Hangi devirde, unvanı ne olursa olsun benzer şeyleri düşünmek yaşamak
19. Ve onun mutluluğu için her şeyi yapabilmek…
[Resim: XGUH8ry.jpg]
Yazar: merve
03-16-2015, Saat:08:30 PM
Yorum Yok
Osmanlı 19. Yüzyıl'da dünyanın her yerine konsolosluklar açıyordu.
Özellikle imparatorluk toprakları dışında kalan Müslümanlar'a uzanmak için büyük çaba harcandı.
Singapur'dan Bataiva'ya, Bombay'dan Kalküta'ya kadar her yere elçileriyle gitti.
Madras'da, Karaçi'de fahri konsolosluklar açtı. Doğu Hindistan'da, Hollandalılar'ın zulmünden bunalan Hadramut Müslümanları'na OSMANLI PASAPORTU dağıttı.

Cava'dan bile İstanbul'a öğrenciler taşıdı.
Osmanlı sevgisi sınırlarımızı aşmış, Müslüman halklar Dolmabahçe'ye "Sizinleyiz" mesajları yağdırmaya başlamıştı. "Türkler insan değil" diyen bir Başbakan vardı o sıralar İngiltere'de. Osmanlı sevgisinden büyük rahatsızlık duyuyorlardı. Türk-Yunan savaşı başladığında, Hindistan'daki Müslüman halklar sokağa dökülmüş, "Osmanlı" lehine yürüyüş yapıyordu. İngiltere de öfkeyle Karaçi'deki konsolosumuzu istenmeyen adam ilan ederek sınırdışı ediyordu.
Osmanlı'nın o dönemde Hindistan'da çıkardığı gazete İngilizler tarafından kapatılıyordu. Müthiş bir İngiliz zulmü vardı Hindistan'da. Binlerce Hintli'yi Güney Afrika'ya taşımış, köle gibi kırbaçlayarak madenlerde çalıştırıyordu. Zulüm öyle hale geldi ki Güney Afrika'daki Hintli Müslümanlar İstanbul'a "Osmanlı himayesine girmek istiyoruz" mesajını gönderdi. 1898 İspanyol-Amerika savaşı çıktığında Washington'dan Dolmabahçe'ye elçi geliyordu. "Biz Müslümanlarla değil İspanyollar ile savaşıyoruz" diyordu elçi.
Ve rica ediyordu; "Lütfen müdahale edin, İspanyollar'ın yanında yer alan Filipinli Müslümanlar'ın ABD'ye karşı silaha sarılmalarını engelleyin" diyordu.

1900'de İngiliz elçi kapıyı çalıyor, "Müslümanlar'ın da katıldığı Çin'deki Bokserler isyanı"na padişahın müdahale etmesini itiyordu. İslam dünyası üzerinde böyle bir sevgi seline varan manevi gücü vardı Osmanlı'nın. Osmanlı'nın gönüllerdeki sınırları tüm dünyaya ulaşmıştı.

Abdülhamid Han bu MANEVİ GÜÇ'ü "BÜYÜK GÜÇLER KULÜBÜ"ne dahil olmak için kullandı. Bir taraftan Osmanlı'nın borçlarını sıfırlıyor, diğer yandan da tanzimatla birlikte çöküşe geçen imparatorluğa masada yer açmak için çalışıyordu. Ne zamanki borçları sıfırladı, işte o anda içerideki HAİNLER tarafından tahttan indirildi ve GÜCÜNÜ KEŞFEDEN imparatorluk parçalandı.
Bugün baktığımızda değişen hiçbir şey yok.

YENİ TÜRKİYE diye yeniden yapılanan ülkeye, Osmanlı tebası altında yüzyıllarca yaşayan Ortadoğu halklarından büyük bir teveccüh başladı. CIA bölgede araştırma yaptı, Erdoğan adaylığını koysa her Arap ülkesinde seçimi kazanıyordu. Müthiş bir gönül bağı kurulmuştu. Ekonomik ve siyasi köprüler inşa ediliyordu. Ve dahası YENİ TÜRKİYE, çözüm süreciyle iç barışı sağlamaya gidiyordu. Ortadoğu'daki nüfuzu da müthiş bir ivmeyle hız kazanıyordu.

Türkiye Cumhurbaşkanı çıkıp "GÜCÜNÜ KEŞFET" sloganı eşliğinde yeni ülke markasını tanıtır hale geliyordu.
Hemen harekete geçtiler, düğmeye bastılar.

Tıpkı geçmişte Osmanlı topraklarında çıkardıkları "MEHDİ" ve "HALİFE" isyanları gibi burnumuzun dibinde örgütler kurdular. Kimini getirip sınırımıza dayadılar.

İçeride de zaten geçmişteki gibi YERLİ işbirlikçiler çoktu. Enerji hatlarına inen, IMF'i kovmuş ve Dünya Bankası'nın başına geçmeye hazırlanan YENİ TÜRKİYE çok oluyordu. OSLO ve Gezi ile geldiler olmadı. 17 Aralık ile saldırdılar başaramadılar. IŞİD'i getirip kapımıza dayadılar, içeriyi karıştırıp çözüm sürecini toprağa gömmek istiyorlar. Bu ülkenin KAN gölüne dönmesi için yanıyor dışarıda birileri.

Ve içeride de birileri ÇANAKÇI olmuş gaz veriyor. AKIL tutulması yaşayan bu işbirlikçiler sınırımızın 300 metre ötesinde yaşananlara hiç ama hiç bakmıyor.

Bu ülkede çatışmayı körüklemenin ne anlama geleceğini hissedemiyorlar. Tarihini zerre bilmeyen nesiller yetiştirdik. Onun içindir ne 100 yıl öncesine bakabiliyorlar...

Ne de Suriye ve Irak'ta yaşanan dehşetin ne anlama geldiğine.
Allah akıl-fikir versin!!!
[Resim: RnHhSaF.jpg]

Hoşgeldin, Ziyaretçi

Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Forumda Ara

Forum İstatistikleri

Toplam Üyeler 13
Son Üye delidumrul23
Toplam Konular 680
Toplam Yorumlar 684

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 69 aktif kullanıcı var.
(0 Üye - 69 Ziyaretçi)

Son Yazılanlar

İki Türk Askerin Birinci ...

Son Yorum: delidumrul 02-02-2025, Saat:12:45 PM
Yorum 0 Okunma 255

Arjantin'de Enflasyon

Son Yorum: delidumrul 09-20-2024, Saat:07:18 PM
Yorum 0 Okunma 674

TÜRK ESİRLERİ YUNANLILARA...

Son Yorum: delidumrul 12-01-2019, Saat:11:30 PM
Yorum 0 Okunma 2,539

Seyit Onbaşının (Kocaseyi...

Son Yorum: merve 03-04-2019, Saat:09:59 AM
Yorum 0 Okunma 2,160

Osmanlı ordusunda bir Ven...

Son Yorum: ahmetsahin 02-04-2019, Saat:12:10 AM
Yorum 0 Okunma 2,344

KAĞIT BARDAK..

Son Yorum: mevthawk 01-02-2019, Saat:06:33 PM
Yorum 0 Okunma 2,657

Başkalarının olumsuz duyg...

Son Yorum: ahmetsahin 01-02-2019, Saat:06:21 PM
Yorum 0 Okunma 3,579

Nuri Killigil: Bir Türk S...

Son Yorum: gakko 08-07-2018, Saat:05:16 PM
Yorum 0 Okunma 2,986

Çocuklarımıza Yedirdiğimi...

Forum: SAĞLIK
Son Yorum: delidumrul 03-29-2018, Saat:12:22 AM
Yorum 0 Okunma 2,557

EŞİNİ DOĞRU SEÇ

Son Yorum: delidumrul 03-26-2018, Saat:06:55 PM
Yorum 0 Okunma 2,703
Task