Skip to main content

Siber Bilgi M.

Yazar: delidumrul
10-16-2015, Saat:09:38 PM
Yorum Yok
[Resim: NWWp4X.jpg]Iskoçya’da yoksul mu yoksul bir çift yasardi. Fleming’di adı. Günlerden bir gün tarlada çalisirken bir çiglik duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de bakti ki beline kadar Batakliga batmis bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcagiz bir yandan da avazı çiktigi kadar bağıriyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acili bir ölümden kurtardı. 

Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan sik giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardigiçocugun babasi olarak tanitti kendini.“Oglumu kurtar diniz, size bunun karsiligini vermek istiyorum” dedi. Yoksul ve onurlu Fleming ;“Kabul edemem!” diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü. “Bu senin oglun mu?” diye sordu aristokrat. Çiftçi gururla “Evet!” dedi. Aristokrat devam etti; “Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir egitim almasini saglayayim. Eger karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacagin bir kişi olur.” Bu konuşmalar sonunda Fleming’in oglu aristokratin desteginde egitim gördü. Aradan yillar geçti. Çiftçi Fleming’in oglu Londra’daki St. Mary’s Hospital Tip Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra ristokratin oglu zatürreeye yakalandi. Onu ne mi kurtardi? Penisilin! Aristokratin adi : Lord Randolp Churchill’ di… Oglunun adi ise : Sir Winston Churchill. Kurtaran doktor : Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.

Paraya gereksiniminiz yokmus gibi çalisin.

Hiç aci çekmemis gibi sevin. Hiçbir sey beklemeden verin.

Karsiligini mutlaka birgun alirsiniz…
Yazar: delidumrul
10-16-2015, Saat:09:08 PM
Yorum Yok
Ormandaki karıncalar müthiş bir düzen ve saadet içinde yaşayıp duruyorlarmış:ta ki kötü fil ormana musallat oluncaya kadar. Filin en büyük zevki karınca ezmekmiş. Günün belli saatlerinde ormana geliyor ezebildiği kadar karınca eziyor,keyif yapıyor,sonrada gidiyormuş. Karıncalar bu mezalim karşısında gerçekten,çok hiddetlenmişler. Bir gün karıncaların şefi karınca liderlerinin ulu ağacın altında toplanmasını istemiş,gerçekten sabah yüzlerce koloni lideri,şefin yanında toplanmışlar.

Uzunca bir sessizlikten sonra,şef konuşmuş “Arkadaşlar,başımıza gelen felaketi biliyorsunuz. Ne öneriyorsunuz?” diye sormuş. Kimi liderler “Ormanı terk edelim “,kimisi “Saklanalım” kimisi de “rüşvet verelim” derken şef “Arkadaşlar ormanımıza file bırakmayacağız,savaşacağız,herkes,tüm karıncalar silahlanıp,iki gün sonra sabah burada toplanacağız” diye konuşunca,tüm liderler “savaş!savaş!savaş” nidalarıyla toplantıdan ayrılmışlar.

Büyük gün gelip çattığında ormanın her yerinden irili ufaklı,siyah beyaz tüm karıncalar sürüler halinde toplanmaya başlamışlar. Her taraftan karıncalar akın ediyormuş,milyonlarca karınca,ellerinde iğneler,sopalar taşlar ve herkes şefin tırmandığı kayanın altına toplanmış. Şef onlara hedefi anlatmış,tüm karıncalar “Zafer!Zafer” çığlıkları atarken birden uzaktan uzak’tan bir filin ayak sesleri duyulmuş gümp gümp gümp’ karıncalar saklanıp beklemeye başlamışlar. Fil bırak karınca ezmeyi karınca göremediği diye için sinirle meydana girmiş. Bir anda şefin “hücum!” komutunu duyan karıncalar file saldırmışlar. Filin üzeri bir anda milyonlarca karınca ile dolmuş. Isırıyorlar,vuruyorlar,iğne batırıyorlarmış. Fil şaşkınlığını atınca yere bir sağ ayağını vurmuş,bir sol ayağını vurmuş üstünde hiç karınca kalmamış. Karıncalar bir daha saldırmışlar file. Fil bir sol ayağını vurmuş yere,bütün karıncalar yerde. Sadece tek bir zayıf çelimsiz karınca son anda filin boğazına tutunmuş,düştü,düşecek sallanmaya başlamış. Tüm karıncalar filin etrafında toplanmışlar ve bağırmaya başlamışlar

“BOĞ ONU BOĞ! diye

Bu hikayeden çıkaracağımız en önemli ders; eğer başarıya ulaşmak için sağlam planlanlar yapmazsanız, başarıyı umut etmekten öteye gidemezsiniz.
[Resim: 3PPvO2.jpg]
Yazar: merve
09-16-2015, Saat:01:38 PM
Yorum Yok
1. Çok su için.

2. Kahvaltıyı kral, öğle yemeğini prens ve akşam yemeğini de dilenci gibi yiyin.

3. Ağaçlarda ve bitkilerde yetişen yiyecekleri daha çok ve fabrikalarda üretilen yiyecekleri daha az yiyin.

4. 3 E ile yaşayın -- Energy, Enthusiasm, and Empathy (enerji, heyecan ve duygu paylaşımı).

5. Dua etmeye zaman ayırın

6. Daha çok oyun oynayın.

7. Geçen yıl okuduğunuzdan daha fazla kitap okuyun.

8. Her gün en az 10 dakika sessiz olarak oturun.

9. 7 saat uyuyun.

10. Her gün 10–30 dakika yürüyüş yapın. Ve yürürken gülümseyin.

11. Hayatınızı başkalarınki ile karşılaştırmayın. Onların yolculuğunun ne hakkında olduğuna dair hiçbir fikrin yok çünkü.

12. Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere veya şeylere sahip olmayın. Bunun yerine enerjinizi olumlu şekilde şu an için harcayın.

13. Kendinizi fazla abartmayın; sınırlarınızı bilin.

14. Kendinizi çok da ciddiye almayın; kimse yapmıyor.

15. Kıymetli enerjinizi gevezelikle, dedikoduyla boşa harcamayın.

16. Uyanık iken daha fazla hayal kurun.

17. Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır. İhtiyacınız olan her şeye zaten sahipsiniz.

18. Geçmiş meseleleri unutun. Partnerinizin geçmiş hatalarını hatırlatmayın. Bu durum mevcut mutluluğunuzu bozar.

19. Hayat, birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır. Kimseden nefret etmeyin.

20. Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiki zamanı bozmasın.

21. Senden başka hiç kimse senin mutluluğundan sorumlu değildir.

22. Hayatın bir okul olduğunu ve öğrenmek için burada o lduğumuzu unutmayın. Problemler, cebir dersi gibi gelip giden, ancak aldığımız derslerin bir ömür boyu devam ettiği eğitim programının bir parçasıdır.

23. Daha fazla gülümseyin ve gülümsetin

24. Her tartışmayı kazanmak durumunda değilsiniz. Aynı fikirde olmamak için anlaşın.

25. Ailenizi sık arayın.

26. Her gün diğerlerine iyi bir şey verin.

27. Herkesi her şey için affedin.

28. 70 yaşından büyük ve 6 yaşından küçük kimselerle vakit geçirin.

29. Her gün en az 3 kişiye gülümseyin ve tanımadığınız en az 1 kişiye "GÜNAYDIN" deyin.

30. Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü sizi hiç ilgilendirmesin.

31. Hasta olduğunuz zaman, işiniz size bakamaz ama. Aileniz ya da Arkadaşınız bakabilir. Onlarla temasta olun.

32. Doğru şeyi yapın!

33. Faydalı, güzel veya neşe dolu olmayan her şeyden uzak durun.

34. ALLAH her şeyi iyileştirir.

35. Bir durum iyi veya kötü olsun, nasılsa değişecektir.

36. Nasıl hissettiğinizin önemi yok, haydi kalkın, giyinin ve ortaya çıkın.

37. En iyisine henüz sıra gelmedi.

38. Sabah canlı olarak uyandığınız zaman, bunun için ALLAHA şükredin.

39. Maneviyatınız daima mutludur. Öyleyse mutlu olun.
[Resim: EqZX2z.jpg]
Yazar: merve
09-16-2015, Saat:01:36 PM
Yorum Yok
Son İhtar! Şapka Giyecek Misiniz,Giymeyecek Misiniz?
HAMDOLSUN ŞAPKA GİYMEDEN ÖLÜYORUZ.
Mâşaallah Ali Efendi’nin sehpada, boynunda ilmik, muazzam sözü:Benim adım Mâşallah, şapka giymem inşallah Eşhedü… Üstad Necip Fazıl’ın kaleminden dinleyelim:
Maraş’ta ihtiyar bir Maraşlının bana çizdiği şu tablo her şeyi göstermeye yeter:
— Hepsi de «Hamdolsun, şapka giymeden ölüyoruz!» diye boyunlarını ilmiğe uzattılar. Şafak sökerken dikkat ettim; çıkan rüzgârdan, hepsinin de sakalı aynı istikamette uçuşuyordu.
Adana’da tutukluları öyle bir yere tıkıyorlar ki —bir Maraşlının tabiriyle— köpekler bile barınamaz. Pislik, kazurat ve teaffün yuvası bir yer… Maraşlılar, milli müdafaaları zamanında memleketlerine geldiği vakit kendisine yapmadıkları ikram bırakmadıkları Kılıç Ali’ye başvurup şöyle diyorlar:
— Biz memleketin belli başlı insanları olarak sizi Maraş’a geldiğiniz zaman başımıza taç ettik. Şimdi bizi bu pislik kuyusuna atmayı nasıl reva görüyorsunuz?
Cevap geliyor:
—Sizi yakında kurtaracağım! Sabırlı olunuz!
Necip Fazıl Kısakürek….
“Yakında ipte sallandırılıp kurtulacaksınız!” manasına, sinsilik ve çukurlukta son haddi tutan bir cevap…
. . .
Mâşaallah Ali Efendi (lâkabı Mâşallah – daima İnşallah ve Mâşallah diye konuşurmuş), Abdulkadir ve Pekmezci Hacı Hüseyin idamlık…

Bunlara hükümden önce soruyorlar:
— Son ihtar! Şapka giyecek misiniz, giymeyecek misiniz?
Cevap, üçlü bir koro halindedir:
— Giymeyeceğiz!

Üçü de sıcak bir yaz günü buzlu bir şerbet içercesine şehitlik şerbetini zevkle, saadetle içiyor.
Mâşaallah Ali Efendi’nin sehpada, boynunda ilmik, muazzam sözü:
“Benim adım Mâşallah, şapka giymem inşallah… Eşhedü…”
. . .

— Rize ayaklanmıştır! Süratle tedbir!
Hâlbuki bütün suçu «şapka giymeyiz!» demekten ibaret ve her türlü fiilî isyan davranışından çekingen kalabalık, çoğu seyirci ve körü körüne katılmış 80-100 kişi… Ankara telâşta… Bir zamanların kahraman Hamidiye’si şimdi Rize önünde ve kahramanlık toplarını havaya ateş etmekle göstermekte… İstiklâl Mahkemesi de tezgâhını kurmuş, dirhem kafesi yere mıhlı adalet terazisini dengelemekle meşgul…8 idam kararı… Vaiz Sabit Tarakçıoğlu, Mehmed Peçe, Arslan Peçe, köy muhtarı Yakup Peçe, köy bekçisi Kadir Koliva, Hafız Şaban Koliva, Hasan Külünkoğlu, Mahmut Kamburoğlu…
Sabit Hoca o gece mahkûmları uyandırmış:

— Kalkınız, abdest alınız, namaza duralım! Birkaç saat sonra Rabbimize kavuşacağız! diye haykırmıştır. Birkaç saat sonra Allah’a kavuşacaklarını bilenlerin bir müjde saadeti içinde kıldıkları namaz…
Asılanları deniz kenarında, rastgele atıldıkları çukurlar içinde kumluğa gömüyorlar… Yakınları tarafından cesetleri çalınmasın diye de başlarında süngülü nöbetçi bekletiliyor. 3-4 ay sonra gece çıkartılmak şartıyla ailelerine, cesetleri alma müsaadesi çıkıyor.

Çukurlar açılınca meydana çıkan müthiş manzara:

Hiçbir ceset çürümemiş ve hepsinin gözü Kıbleye doğru…

Cesetleri kilimlere sarıyor, sırıklara takıyor ve köylerine götürüp gömüyorlar…

Arka arkaya, kilimlere sarılı ve sırıklara takılı 8 cesedi, gece karanlığında, destanlık hayaletler gibi öz topraklarına taşıyan köylüler… Hakikati bilselerdi, nur mayasından yoğrulu bu cesetleri kilimlere sarıp taşıyacakları yerde, o kilimlerin içinde olmayı tercih ederlerdi. (N.Fazıl Kısakürek: Son Devrin Din Mazlumları)

Şapka kanunu çıktıktan sonra Doğu Karadeniz’de de bir ayaklanma çıkmış ve kısa sürede bastırılmıştır. Rizelilere göre Trabzon’da, Trabzonlulara göre Rize’de gerçekleşen bu ayaklanma şöyle hikâye edilir:
Halk şehirde toplanır ve bağırmaya başlar: “Şapka da giymeyeceğuz, vergi de vermeyeceğuz, askere de gitmeyeceğuz!” Bunun üzerine Hamidiye Zırhlısı ilgili şehre gönderilir ve dağa taşa bir kaç tane sıkar. Bu gümbürtüden ürken ahali bu sefer başlar bağırmaya:

-Atma Hamidiye atma! Şapka da giyeceğuz, vergi de vereceğuz, askere de gideceğuz!
Tepeden inmeci bütün uygulamaların doğal sonucu ortaya çıkmaktaydı. Halk kendisi için yapılan bu modernlik(!) hareketinin kendine rağmen yapılmasından dolayı hoşnutsuzluğunu çeşitli şekillerde ortaya koymaktaydı.

Şapka kanununa muhalefet eden birçok kişi İstiklal Mahkemelerinde yargılandı; bunların bazıları ölüm, bazıları da ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Ölüm cezasına çarptırılanlardan biri de İskilipli Atıf Hoca’dır. Aslında Atıf Hoca, protesto eylemlerine bizzat katılmamış, fakat adı geçen kanunun yayınlanmasından yaklaşık bir buçuk yıl önce (1340/1924) yazıp neşrettiği “Frenk Mukallitligi ve Şapka” adlı risalesinden dolayı Ankara İstiklal Mahkemesince suçlu bulunarak idama mahkûm edilmiş ve 4 Şubat 1926’da idam edilmiştir.

Şapka inkılâbının olacağını kendisine bildiren gazeteciyi gavurlukla suçlayan, onu tekmeleyip hücreye attıran Kel Ali, İstiklal Mahkemesi’nde İskilipli Atıf Hoca’nın şapka Kanunu’ndan 2 sene önce şapka aleyhinde yazdığı bir yazı ile ilgili dava sırasında şunları söyleyebilmişti:

“Sen bilmiyor musun ki şapka da bezdir, fes de bezdir!”

İskilipli Atıf Hoca buna karşılık olarak şunları söyler:

“Evet bilirim, lakin heyet-i hakimenin arkasında asılmış olan Türk bayrağı da bezdir… O bayrağı kaldırıp aynı bezden yapılmış İngiliz bayrağı asabilir misiniz?”

Müslümanların kıyafetleriyle de gayr-i müslimlerden ayrılması gerektiği, hele şapka vb alâmetlerin -zaruret hali hariç- asla giyilmemesi gerektiğini savunan merhum İskilipli Atıf Hoca’nın konuya yaklaşımı şöyledir:

“Her devletin alâmet-i mahsusayı haiz bir çeşit bayrağı vardır ki o bayrak hangi vapurun, zırhlının, tayyarenin, mektebin, binanın üzerinde bulunursa, o devletin olduğuna hükmolunur. Meselâ bizim Yavuz zırhlısı bütün müştemilatı itibariyle İngiliz, Alman ve Fransız zırhlılarına benzediği halde, yalnız şanlı bayrağının alâmet-i farikası ile onlardan ayrılır. Bu alâmeti görenler bizim zırhlımız olduğuna hükmederler. Başka devletlerin bayrağının bizim zırhlıya çekilmesi siyaseten, örfen, âdeten ve kanunen yasaktır. Onun için bunun mürtekibi, hiyanet-i vataniye, cinayet ve ecnebî taraftarlığı suçuyla itham edilerek idama hükmolunur. Bunun için medenî memleketlerden hiç birisinin bayrağını bizim vapurlara, zırhlılara çekmek suretiyle onları taklid ve teşebbühe yeltenmeye hiç bir kimse cesaret gösteremez… Binaenaleyh bizim zırhlıda başka devletlerin bayrağını görenler, o zırhlının bizim olmadığına hükmedecekleri gibi şapka, haç ve sâir küfür alâmeti giyen ve takınanların İslâmî milliyetten çıkıp kâfirler sınıfına iltihak etmiş olduklarına hükmederler”

Bu devrimden sonra birçok insan eve kapanmış ve hayatının sonuna kadar dışarı çıkmamıştır. Bunlardan biri de Mithat Giyim’in sahiplerinin dedeleridir.
[Resim: kglqWW.jpg]
Yazar: merve
09-15-2015, Saat:03:26 PM
Yorum Yok
Bazen içinden çıkılamayan karmakarışık durumlar yaşarız. Umut, özgüven, inanç ve yaşama sevinci dünyamızı terk eder. Karmaşık durumun içerisinden bir şekilde çıktığımız anda ise çok yoğun duygu geçişleri yaşarız. Bunun bir sanat olduğunu düşünür, sıradışı bir yeteneğimizi keşfetmiş gibi oluruz. Bunlar günlük hayatta ya da iş hayatında sıkça yaşanılan bir durumlardır. Aslında çok genel bir algı olmasına rağmen karışık durumların da bazı kilit ortak noktaları vardır. Bu ortak noktalar üzerinden bazı çözümler ve başlangıçlar üretmek de mümkün. Böyle bir durum içerisinde kalındığında sakin ve soğukkanlı olun. Daha sonra derin bir nefes alıp aşağıda sizler için bir araya getirdiğimiz yöntemleri hatırlayın.

1) Parçalara ayırın.
Genellikle karmaşık bir durumun içinden çıkmak için karmaşık düşünmek gerekmez. Bazen basit ve temel düşünmemiz gerekebilir. Parçalara ayırmak da en basit yöntemlerden biridir. İçinde bulunduğunuz durumu gelişim aşamalarına ayırın. Ya da kategorize edin. Adım adım ilerlemeyi deneyin.

2) Zihninizi berraklaştırın.
Biraz ara verin. Çıkın, dolaşın, bir şeyler atıştırın ya da televizyon izleyin. Uzun süreli bir düşünme sürecinde sürekli aynı yere yoğunlaştığınız için başka noktaları gözden kaçırıyor olabilirsiniz. Bırakın biraz zihniniz tazelensin, berraklaşsın.

3) Farklı insanlar, farklı bakış açıları…
Güvendiğiniz birilerine içinden çıkamadığınız durumu tüm detaylarıyla anlatın. Durumu paylaştığınız kişi dahice bir çözüm üretememiş olsa bile size yeni bakış açıları kazandırabilir. Aynı zamanda durumu anlattığınızda sesli düşünmüş gibi olacaksınız. Bunu yapıyor olmanız da olaylara, ayrıntılara, çözüm alternatiflerine daha somut bir yaklaşım getirmenizi sağlayacaktır.

4) Önemseyin.
Acaba biraz erken pes ediyor olabilir misiniz? Ya da kaçmaya mı çalışıyorsunuz? Çözüm üretme konusunda yeterli ciddiyete sahip misiniz? Bunu ne kadar önemsiyorsunuz?

Belki de problem buradadır. Bu sorulara vereceğiniz dürüst cevaplar sizi doğru çıkışa götürebilir.
[Resim: 6k02X0.jpg]
Yazar: ahmetsahin
09-15-2015, Saat:03:22 PM
Yorum Yok
Artık mezun olmak finansal başarı için bir koşul oluşturmuyor. Bazıları büyük riskler alarak girişimci karakterinin ve kariyerinin peşinden gidiyor. Onlar için eğitim denen şey bile tam bir zaman kaybı. Onlar bir an önce iş hayatına atılıp çalışmak isterler. Bu yüzden üniversitede kendilerini ve yeteneklerini keşfederek kariyerleri için okul hayatlarını sonlandırırlar. Bu büyük riski almış ve başarıya ulaşmış bazı isimleri bir araya getirdik.

1) Bill Gates
Dünyada teknoloji sektöründeki en iyi iş adamlarından olan Gates, 20’li yaşlarında çocukluk arkadaşı olan Paul Allen ile birlikte Microsoft’u kurma hayalleriyle Harvard’dan ayrıldı.

2) James Cameron
Tüm zamanların en büyük gişe hasılatı yapan iki filmi Avatar ve Titanic’in yapımcılığını üstlenmiş olan Cameron, üniversitede fizik ve İngilizce eğitimleri alıyordu fakat bir yıl sonra bıraktı.

3) Lady Gaga
Lady Gaga, dünyada çok az insanın kabul edildiği New York Üniversitesi Sanat bölümünü kazanmıştı. Fakat o kendi müzik kariyerine odaklanabilmek adına ikinci yılında okulu bıraktı. Babası Lady Gaga’nın müzikte başarısız olması durumunda okuluna tekrar döneceğine söz vermesi şartıyla bunu kabul etti.

4) Mark Zuckerberg
Facebook’uın yaratıcılarından biri olan Zuckerberg, psikoloji ve bilgisayar bilimi için 2004’te Harvard’a başladığında Facebook’un temellerini atmıştı. Facebook üzerinde çalışmaya devam edebilmek için ikinci yılında okulu bıraktı.

5) Ellen DeGeneres
Dünyaca ünlü talk show programcısı Ellen DeGeneres, ilk zamanlarda komedyen olarak işe başladı. Ellen, New Orleans Üniversitesi’nde iletişim bölümüne kayıt oldu. Ama okulu o sıra dışı kariyerine başlamadan hemen önce bıraktı.

6) Tom Hanks
Dünyaca ünlü aktör, yönetmen ve yazar Tom Hanks kariyeri boyunca büyük başarılara imza attı. Geleceğine dair iyi fırsatlar yakaladığını düşünen Hanks, Kaliforniya Eyalet Üniversitesi’nde okuduğu tiyatro eğitimini bıraktı.

7) Steve Jobs
Yakın arkadaşı Steve Wozniak ile 1976’da Apple’a başlayan Jobs daha yaratıcı fikirlere ulaşabilmek adına 6 aylığına Oregon’daki Reed College’e gitti, ama sonunda o da okulu bıraktı.

8) Matt Damon
Hollywood’un ünlü yıldızlarından Matt Damon seçmelere katılmak için genelde derslerini kaçıran biriydi. Okulu bitirmesine bir dönem kala oyunculuk kariyeri için Harvard’ı terk etti.

9) Michael Dell
Teknoloji markalarından Dell’in kurucusu ve CEO’su olan Michael Dell, Texas Austin Üniversitesi’nden ayrılarak direkt iş dünyasına atıldı.

10) Oprah Winfrey
1986 tarihindeki Oprah Winfrey Show ile oldukça iyi tanınan Oprah, dünyada ünlü süper starların bazıları ile büyük görüşmelere, röportajlara imza attı. Burslu olarak katıldığı Tennessee State Üniversitesi’ni kendi yapım şirketini yayın hayatına başlatabilmek adına bıraktı.

11) Tiger Woods
Tiger Woods, kariyerine başladığı günden bu yana her zaman bir numaralı golf oyuncusu olarak anıldı. Dünyanın en çok kazanan sporcularından biri olan Tiger, Stanford Üniversitesi’ne kaydolmuştu ama spor kariyeri için okulunu bıraktı.
[Resim: 1kXyvp.jpg]
Yazar: ahmetsahin
09-15-2015, Saat:03:19 PM
Yorum Yok
Zihnin bilgiyi ve görselleri nasıl işlediğini bilmek, sizin doğru mesajı göndermenize yardımcı olabilir.
[Resim: 7b4kom.jpg]İnsan zihninin bilgiyi ve görselleri nasıl işlediğini bilmek – ve bu bilgiyi kullanmak – daha cazip ve etkili bir pazarlamacı olmanıza yardımcı olabilir.

Basitçe söylemek gerekirse, nöropazarlama beyinlerimizin – bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde – pazarlamaya nasıl tepki verdiğinin ve davranışlarımızı nasıl etkilediğinin araştırılmasıdır diye açıklıyor Chicago internet tasarımı ve gelişimi ajansı Orbit Medya Stüdyoları’nın ortak kurucusu ve stratejik direktörü Andy Crestodina.

“Hepimizin içine yerleşmiş ‘kavramsal önyargılar’ var,” diyor Crestodina. “Buna engel olamayız. Pazarlama da ya bu önyargılara yarayacak şekilde ya da önyargılarımızın karşında çalışır.”

Beynimizin bilgileri ve görselleri nasıl işlediğini anlamak için bu eğilimleri anlamak kritik öneme sahiptir. “Dikkat çekebilmek için çok şiddetli bir rekabet var, bu nedenle de beyinlerimizi neyin aydınlattığını bilmek pazarlamacılara kazanmalarını sağlayacak bir avantaj sağlar,” diyor Tenn, Nashville’de bir e-mail pazarlama şirketi olan Emma pazarlama genel müdür yardımcısı Grey Garner.

O zaman şimdi beynin, sizin pazarlama bakış açısından faydalanmanızı sağlayacak bazı sırlarına bakalım.

Sır 1: Hepimizin ilkel birer beyni var. Amigdala tepkilerimizi ve duygularımızı kontrol eder ve beynimizin bilinçli, mantıklı kısmından çok daha hızlı çalışır, diyor Garner. Aslında, bu içgüdüsel tepkileri üç saniye ya da daha kısa süre içinde yaşıyoruz. Bu nedenle de duygular, mantıklı düşüncelerden daha uzun süren bir etki bırakıyorlar.

Pazarlama için kullanılacak bilgi: İnsanların içlerinden gelen tepkilere ulaşmayı hedefleyin ve ürünlerinizin (bilinçli olarak değerlendirildiğinde değil – çünkü artık kimsenin buna ayıracak vakti ya da bunu yapmaya niyeti yok) hızlıca göz atıldığında nasıl göründüğüne özellikle dikkat edin.

İnsanların ilk olarak gördüğü şeylere dikkat edin. E-mail pazarlamacılığında konu satırı ve üst başlığınız (mobil cihazlarda dikkat çekici bir şekilde görünen ve e-mailin kendisinin üzerinde yer alan yazı) okuyucuları ele geçirmeleri ve onların acılarına, isteklerine, ihtiyaçlarına ve duygularına hitap etmelidir.

Blog yazılarında ya da herhangi başka bir online içerik söz konusu olduğunda, başlıklara özellikle dikkat edin. (Yazının geri kalanını yazmaya ayırdığınız zaman kadar başlığa da zaman ayırmalısınız.) İnternet sitesi içeriğinde ise, sayfalarınızı davetkar ve kolaylıkla anlaşılabilecek bir şekilde hazırlayın.

Sır 2: Beyinlerimiz görselleri sever. Beyinlerimiz görselleri, yazıları olduğundan çok daha hızlı bir şekilde işlemden geçirir. Beynin işlemden geçirdiği verilerin yaklaşık yüzde 90’ı görseldir. Görselleri bulunan yazıları, sadece yazılardan çok daha fazla hatırlıyoruz. Pazarlama için kullanılacak bilgi: Elbette ki görsel kullanın – ancak aynı zamanda bu görsellerin özel olmasını sağlayın ve arşiv çekimlerinden uzak durun.

Sır 3: Beynimiz yüz görsellerini sever. Araştırmalar, doğal seleksiyona göre, tehditleri hızla fark eden ve hızlı bir şekilde ilişki kurabilen insanların daha şanslı olduğunu gösteriyor. Bunun bir parçası olarak da doğduğumuz andan itibaren insan yüzlerini tanıma ve tercih etme eğilimi gösteriyoruz. Beynin insan yüzlerini işlemden getiren kısmı ise, duyguları işleyen kısmının tam yanında bulunuyor.

Pazarlama için kullanılacak bilgi: Pazarlama materyallerinizde gerçek insanları kullanın ve istenilen tepkiyi yaratabilmek için arama sonucu sayfalarında, e-maillerinizde ya da internet sayfalarında insan yüzü kullanmayı düşünün.

İnsanların göz hareketlerinin incelendiği çalışmalar, beyinlerimizin bir internet sitesi üzerinde otomatik olarak insan yüzlerine baktığını gösteriyor. Daha da fazlası, bu yüzlerin baktığı yere bakıyoruz. Bu nedenle de diyelim ki, eyleme çağrı düğmesine ya da önemli bir şey belirten bir yazıya bakan bir yüz fotoğrafı ekleyerek insanları cezbetmeyi deneyin.

Sır 4: Renkler belirli duygular uyandırırlar. Renk seçimi konusunda, sadece güzel görünmesinin dışında dikkat edilmesi gereken bir taraf da var. Farklı renkler beynimize farklı sinyaller gönderir. Aslında bir araştırmada bir ürün ile ilgili hissettiklerimizin yüzde 62 ile 90 arası, sadece ürünün rengi sayesinde belirleniyor. Sarı, beynin kaygı merkezini harekete geçirir. Mavi, güven yaratır. Kırmızı baskı yaratır. Ve bu sadece işin başlangıcı.

Pazarlama için kullanılacak bilgi: Renk seçiminin ardında bilim ve sanat bulunuyor – özellikle de eyleme çağrı düğmeleri gibi pazarlamanın esasları ile ilişkili olduğunda. “Renkleri gelişigüzel seçmeyin,” diyor Crestodina.

Hangi renklerin sizin işletmeniz için en çok işe yarayacağı, markanıza, konumlanmanıza ve hedef kitlenize göre belli olur. Her zaman olduğu gibi uygulanılacak en iyi yaklaşım, seçmeden önce renklerin tepkileri nasıl etkilediğini test etmektir.

Sır 5: İsimler davranışları değiştirir. Bir şeyin isminin ne olduğu ona karşı verdiğimiz tepkiyi etkiler. Cornell Üniversitesi Yiyecek ve Marka Laboratuvarında kısa süre önce David R. Just ve Brian Wansink tarafından yapılan araştırmada, aynı miktardaki bir porsiyon makarnaya “normal” yerinde “iki porsiyon” yazmak insanların daha az yemesine neden olduğu bulundu.

Pazarlama için kullanılacak bilgi: Ürünlerinizi isimlendirirken, modelleri ya da seçenekleri tanımlarken ve müşteri mesajlarını yaratırken, seçtiğiniz kelimelerin müşterilerinizin tutumlarını nasıl etkileyebileceğini dikkatli bir şekilde değerlendirin.

Sır 6: Aidiyet için yanıp tutuşuyoruz. İçimizde, uyum sağlamak için büyük bir istek var. “İnsanlar her istediklerini yapabilme özgürlüğüne sahip olduklarında, genellikle diğer insanları taklit ederler,” diyor filozof Eric Hoffer.

Pazarlama için kullanılacak bilgi: Sosyal kanıt ve işaretleri kullanarak hedef kitlenizin kaygısını yok edin, aidiyet sinyalleri gönderin ve güvenilirlik yaratın – pazarınızdaki tanınmış uzmanlardan aldığınız destekleri; McAfee, TRUSTe ya da Norton’un arma ya da ödüllerini; medya logolarını (sizden alıntı yapmış ya da sizi referans göstermiş satış merkezleri olabilir); sitenizin her yerine dağılmış müşteri referanslarını (sadece tek bir sayfaya atılıp bırakılmamalı) ve eğer sağlam bir sosyal medya programı kullanıyorsanız sosyal görsel ve paylaşımları kullanabilirsiniz.

Kullanabileceğiniz bir başka ipucu da, Crestodina’nın “uyum sağlamaya çağrı” olarak adlandırdığı olguya müşterilerinizi çekmek için kullanacağınız herhangi bir eyleme çağrı aracında kapsayıcı, özel bir dil kullanmak.

Haber bülteninizde üye girişi kutucuğu bulundurmak yerine, “Ev ısıtma ve soğutma hizmet ve destekleri konusunda, ülkenin önde gelen kaynağını sağlıyoruz. Şimdi üye olun,” diyebilirsiniz. “Siz de haftalık olarak ısıtma ve soğutma konusunda ipucu alan 35,000’den fazla müteahhit ve ev sahibinin arasına katılın,” diyerek aidiyet duygusu uyandırabilirsiniz.

Hoşgeldin, Ziyaretçi

Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Forumda Ara

Forum İstatistikleri

Toplam Üyeler 13
Son Üye delidumrul23
Toplam Konular 680
Toplam Yorumlar 684

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 12 aktif kullanıcı var. Applebot
(0 Üye - 11 Ziyaretçi)

Son Yazılanlar

İki Türk Askerin Birinci ...

Son Yorum: delidumrul 02-02-2025, Saat:12:45 PM
Yorum 0 Okunma 254

Arjantin'de Enflasyon

Son Yorum: delidumrul 09-20-2024, Saat:07:18 PM
Yorum 0 Okunma 673

TÜRK ESİRLERİ YUNANLILARA...

Son Yorum: delidumrul 12-01-2019, Saat:11:30 PM
Yorum 0 Okunma 2,537

Seyit Onbaşının (Kocaseyi...

Son Yorum: merve 03-04-2019, Saat:09:59 AM
Yorum 0 Okunma 2,158

Osmanlı ordusunda bir Ven...

Son Yorum: ahmetsahin 02-04-2019, Saat:12:10 AM
Yorum 0 Okunma 2,342

KAĞIT BARDAK..

Son Yorum: mevthawk 01-02-2019, Saat:06:33 PM
Yorum 0 Okunma 2,656

Başkalarının olumsuz duyg...

Son Yorum: ahmetsahin 01-02-2019, Saat:06:21 PM
Yorum 0 Okunma 3,577

Nuri Killigil: Bir Türk S...

Son Yorum: gakko 08-07-2018, Saat:05:16 PM
Yorum 0 Okunma 2,982

Çocuklarımıza Yedirdiğimi...

Forum: SAĞLIK
Son Yorum: delidumrul 03-29-2018, Saat:12:22 AM
Yorum 0 Okunma 2,552

EŞİNİ DOĞRU SEÇ

Son Yorum: delidumrul 03-26-2018, Saat:06:55 PM
Yorum 0 Okunma 2,702
Task